mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« : Şubat 11, 2008, 07:40:27 ÖS » |
|
Uluslararası piyasalarda devam eden tedirginlikler doların içeride güne hızlı bir başlangıç yapmasına neden oldu. Dolar, bankalararası piyasada 1.23 YTL'nin üzerini gördükten sonra hafifçe gevşeyerek 1.2230/60 YTL'de dengelendi.
HÜRRİYET
Dolar cuma günü bankalararası piyasada 1.2040/1.2050 YTL'den günü tamamlamıştı. Böylece dolardaki değer artışı 10:00 itibariyle yüzde 1.6 olarak gerçekleşti.
PİYASADA ŞİMDİ DE 'TÜRBAN' SIKINTISI! Tıklayın…
Hareketi değerlendiren uzmanlar, yurtdışı piyasalardaki çalkantının içeriye de yansıdığını belirtiyor. Özellikle sabah Asya borsalarında yaşanan düşüşler Avrupa için düşük açılış beklentileri kurların haftaya yükselişle başlamasına neden oldu.
BANKALARARASI PİYASADA DOLARIN EN YÜKSEK SATIŞ FİYATI 1,2330 YTL
Bankalararası piyasada dolar kotasyonları satışta en yüksek 1,2330 YTL seviyelerinde bulunuyor.
Serbest piyasada haftaya yükselişle başlayan döviz, bankalararası piyasada da saat 09.10 itibarıyla alışta en düşük 1,2220 YTL, en yüksek 1,2280 YTL, satışta en düşük 1,2270 YTL, en yüksek 1,2330 YTL seviyesinde bulunuyor.
"ARTIK YÜKSELİŞ BAŞLADI"
Anadolu Yatırım Teknik Stratejisti Halil Reçber, doların artık taban oluşumunu tamamladığını ve yukarı hareketin başladığını belirtti. Reçber, "Kurda 1.20 YTL üzerindeki hareketler artık daha rahat gerçekleşiyor. Bundan sonra 1.25'in kırılma ihtimali yüksek. Hafta sonuna kadar 1.28 ve ardından 1.30'lu seviyeler test edilebilir. Dolarda yeni hedef ise 1.35 seviyesi olacaktır" diye konuştu.
Reuters'a konuşan bir döviz yöneticisi, kredi piyasalarına ilişkin endişelerin yine artığını belirtirken, "bugün iyi bir piyasa olmayacağı belli" diye konuştu.
"TÜRBAN TARTIŞMALARI BAŞLADIKTAN SONRA BORSADA DEĞER KAYIPLARI ARTMAYA BAŞLADI"
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) haftaya 633,63 puan azalarak yüzde 1,51 kayıpla başladı, buna karşılık döviz ve faiz yükseldi.
Finans Yatırım Yurt içi Satış Birim Müdürü Şevket Keresteci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şu anda dövizde bir hareketlilik olduğunu ve bunun piyasaları "rahatsız" ettiğini vurgularken, yurt dışının eksi olduğunu ve Türkiye'nin de dışa bağımlı olarak devam ettiğini söyledi.
Keresteci, yurt içindeki gelişmelerin çok fazla dikkate alınmadığını belirterek, şunları kaydetti:
"Borsa, 40 bin seviyelerini zorluyor. Normal şartlarda 40 binde tutunması gerekiyor. Ama dövizin ciddi derecede hareketliliği bizi biraz rahatsız etti. Borsa, yurt dışındaki gelişmelere bağlı olarak 41-43 bin seviyelerinde gidip gelecek. Bir rahatsızlık söz konusu. Borsa, zor günler geçiriyor. Yatırımcı için hoş günler geçirmiyoruz. Dövizi takip etmek lazım."
Türban tartışmalarının son birkaç gündür fiyatlara yansıdığını, bunun "rahatsızlık yarattığı" için yansımasının olumsuz olduğunu ifade eden Keresteci, "Cuma gününden beri türbanı biraz fiyatlandırmaya başladık" dedi.
Şevket Keresteci, şu aşamada Borsanın 40 bin puanının altının görmeyeceğini tahmin ettiğini, işlem hacminin artmasını beklediklerini söyledi.
25 OCAK
Turkish Yatırım Finansal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay da, borsadaki yaşaşan düşüşe ilişkin, "Türbanın üniversitelerde serbest bırakılması yönündeki hareketler, yurt dışı piyasalardan daha agresif bir düşüş yaşamamıza sebebiyet veriyor" dedi.
Borsadaki düşüşe ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede Uskuay, gelişmelere dikkatli şekilde bakıldığında, Türkiye'nin, dünyada en fazla düşen borsa ve en fazla reel faiz veren ülke konumuna geçtiği noktanın, türban tartışmalarının başladığı nokta olduğunu dile getirerek, "25 Ocak tarihine kadar İMKB, dünya borsalarıyla paralel hareket ederken, türban tartışmaları başladıktan sonra, değer kayıpları artmaya başladı" diye konuştu.
Uskuay, ortalama yurt dışı piyasalarda gelişmekte olan ülkelerdeki borsalar yüzde 12,44 değer kaybederken, İMKB'de bu kaybın, yüzde 26 seviyesine ulaştığını aktardı, "Buradaki iç gündem, dış gündem maddelerine baktığımız zaman da, Türkiye'deki iç gündeme ilişkin, yani türban tartışmalarına ilişkin riskler, bu bu farkın oluşmasına sebebiyet veriyor" dedi.
Bunun sadece piyasa ile borsa ile kalmadığını, faizlerde de bir yükseliş görülmeye başladığını kaydeden Uskuay, dolardaki yükselişin 1,2245 seviyesine ulaştığını, bunun pariteden bağımsız bir hareket olduğunu bildirdi.
Uskuay, "Cumartesi günü yasalaşan türban, türbanın üniversitelerde serbest bırakılması yönündeki hareketler, yurt dışı piyasalardan daha agresif bir düşüş yaşamamıza sebebiyet veriyor" görüşünü savundu. 42 bin-46 bin arasında oluşan taban hareketinin, aşağı yönde kırılmış durumda olduğunu belirten Uskuay, piyasalarda düşüşün, daha devam edebileceğini ve bu düşüşün daha agresif bir hal alabileceğini ifade etti.
Uskuay, yurt dışı piyasalarda ise Çarşamba günü ABD'den gelecek 2008 yılı Ocak ayı Perakende Satış Verilerinin önemli hareketlere sebebiyet verebileceğini kaydetti.
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #1 : Şubat 11, 2008, 07:50:15 ÖS » |
|
ABD, Nobel ödüllü yazar Doris Lessing ve Boks Şampiyonu Bernard Hopkins’in “Obama seçilirse suikasta uğrar” sözlerini tartışıyor
VATAN GAZETESİ
ABD’da başkan adaylarının belirlenmesi için devam eden yarış kızışırken, Demokrat aday Barack Obama ile ilgili açıklamalar tartışma yarattı. Önce geçen yıl Nobel Edebiyat ödülünü Orhan Pamuk’tan devralan İngiliz yazar Doris Lessing, Barack Obama’nın ABD’de başkanlık seçimlerinden galip ayrılması durumunda suikasta kurban gitmesinin kesin olduğunu söyledi. İsveçli Dagens Nyheter gazetesine konuşan Lessing (88), “Amerikan tarihinde ilk kez bir siyahinin başkan olması, bazılarını rahatsız edecek. Seçilerse başkanlığı çok uzun sürmez. İki üç ay içinde öldürürler. ABD’nin refahı için Hillary Clinton’un kazanması daha iyi olur. İkisinin yarışa beraber girmesi ise en ideal seçenek...” dedi.
‘Birkaç hafta dayanır’
Daha bu sözlerin yankısı dinmeden bu kez ABD Boks Şampiyonu Bernard Hopkins’den benzer bir açıklama geldi. Siyahilerin “idollerinden” biri olan, hatta “Asla beyaz bir çocuğa yenilmem” demesinden sonra beyazlara karşı ırkçılık yapmakla suçlanan Hopkins’in, İngiliz Independent gazetesine verdiği röportajda iddiasını Lessing’le hemen hemen aynı argümanlara başvurarak dile getirmesi dikkat çekti.
Rakiplerin oyunu mu?
Hopkins “Amerika değişim istiyor. Ama Beyaz Saray’da siyahi bir başkana hazır değil. Başkan olmasına izin vermeyecekler, verseler bile en fazla 1-2 ay hatta birkaç hafta görevde kalacak. Sonra da öldürülecek” dedi. Hopkins başkanlık yarışında Hillary Clinton’ı desteklediğini “O zaten 8 yıl başkanlık yapmış sayılır. Eğer ona oy verirsek iki başkanımız birden olacak” sözleriyle anlattı. Lessing ve Hopkins’in sözleri tartışma yarattı. Siyahiler forumlarda “Suikast riski olsa bile şansımızı denemeliyiz” derken birçok kişi açıklamaların Hillary Clinton’ın seçim kampanyası tarafından organize edildiğini öne sürdü.
DÖRT BAŞKAN KURBAN OLDU
ABD tarihinde suikast sonucu ölen başkanlar Abraham Lincoln, James A. Garfield, William McKinley ve John F. Kennedy oldu. Harry S. Truman, Richard Nixon ve Ronald Reagan dahil 12 başkan ise suikast girişimlerinden kurtuldu.
Hillary’yi ezdi geçti
ABD’de Washington, Lousiana ve Nebraska eyaletlerinde yapılan ön seçimlerde Barack Obama üç eyalette de yüzde 68’e varan oy oranıyla eski First Lady Hillary Clinton’u dağıttı. Böylece ağustostaki Demokrat Parti kurultayında başkan adayını belirleyecek delegelerin dağılımında Obama ve Clinton’ı destekleyenler arasındaki fark 14’e düştü. Salı günü Virginia ve Maryland eyaletlerinde yapılacak ön seçimlerden sonra Obama’nın üstün çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor. Gelişmeler karşısında sinirleri iyice yıpranan Hillary ise Maine’de bir savaş gazisini dinlerken ağladı. Geçen ay ağlaması sayesinde ön seçimlerde bir anda öne geçen Clinton’ın basın önünde yine göz yaşı dökmesi tepki çekti.
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #2 : Şubat 13, 2008, 06:40:08 ÖS » |
|
Altın yatırımı gücünü sürdürecek Dünya Altın Konseyi verilerine göre, 2007 yılında altın talebi, 2006'ya oranla yüzde 4 artış gösterdi.
AA
Dünya Altın Konseyinden yapılan yazılı açıklamaya göre, 2007 yılında altın talebi 2006 yılına oranla yüzde 4 artış göstererek 3 bin 547 tona ulaşırken; talep, dolar bazında 79 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Toplam altın talebi, Çin'de 2006 yılına göre yüzde 26 artış göstererek 326 tona ulaştı ve altın takı talebi de 1997 yılından bu yana ilk kez 300 tonu aşarak 302 tona yükseldi.
Rusya'da altın talebi bir önceki yılın dördüncü çeyreğindeki rakamlara kıyasla yüzde 25 arttı ve Rusya son çeyrekte en hızlı büyüme gösteren ülke oldu.
2007 yılının dördüncü çeyreğinde yüksek ve hızlı değişkenlik gösteren altın fiyatları nedeniyle, altına olan talep, tonaj anlamında önceki yıllara oranla yüzde 17 oranında bir düşüş gösterdi.
Açıklamaya göre, dünyanın en büyük altın pazarı olan ve altın fiyatındaki dengesizliklerinden çabuk etkilenen Hindistan'ın altın talebinde son çeyrekte önemli bir düşüş gözlendi. Ülkede altın talebi, yılın ilk üç çeyreğindeki yüzde 40'lık artışın ardından, son çeyrekte yüzde 64 oranında düştü. ABD'de de altın piyasası, olumsuz yönde etkilendi ve 2006 yılının aynı dönemine göre yüzde 14'lük bir düşüş gözlendi.
Yatırım sektöründe ise 2007 yılının dördüncü çeyreğinde, 8 milyar dolarlık bir altın akışı gözlenirken, bu, son yıllarda ulaşılan en yüksek rakam oldu. Net perakende yatırımı 2007'nin dördüncü çeyreğindeki, 2006 yılının aynı çeyreğine oranla yüzde 39 düşüş göstererek 67 tona geriledi.
2007 yılının üçüncü çeyreğindeki altın borsa yatırım fonlarına yapılan 139 tonluk yatırım yılın son çeyreğinde 78 tona düştü. Yatırımcıların altına dayalı fon kağıtlarına (ETF) gösterdiği rağbet, 2006 yılına oranla yüzde 4 düşerek, 251 tona geriledi.
Endüstriyel altın talebi 2006 yılına kıyasla yüzde 2 artarak, 2007 yılında 465 tona ulaştı. Dördüncü çeyrekte altın talebi bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 2 artış göstererek 77,4 tona yükseldi.
“DOLARIN ZAYIFLAMAYA DEVAM ETMESİYLE, ALTIN YATIRIMI GÜCÜNÜ SÜRDÜRECEK”
Açıklamada, 2007 yılının dördüncü çeyreğindeki gelişmeleri değerlendiren Dünya Altın Konseyi Üst Yöneticisi (CEO) James Burton, “2007 yılında altın talebinde tonaj anlamında yüzde 4'lük bir artış gözlenirken, dolar bazında rekor rakamlara ulaşıldı. Tüm bu gelişmeler Dünya Altın Konseyi olarak bizi çok sevindirdi. Ancak son aylarda gözlenen yüksek altın fiyatları, pazarda zor bir döneme girdiğimizi gösteriyor. Bu rakamlar özellikle altın takı sektörü ve perakende yatırım sektörlerindeki talebi olumsuz yönde etkiliyor” dedi.
Burton, 2008'in ilk çeyreğine ilişkin öngörüsünde ise, şunları kaydetti:
“Altın takı ve perakende yatırım talebi açısından 2008 yılının ilk çeyreğinin kuvvetli olmasını beklemiyoruz. Ancak tüketicilerin ve yatırımcıların altına ilgisinin çok kuvvetli olarak sürdüğünü gözlemlemekteyiz. Fiyatlar dengelendiğinde alıcıların piyasaya döneceğine inanıyoruz. Büyük yatırımcılar açısından, ekonomik ve finans piyasalarında yaşanan endişeler ve doların zayıflamaya devam etmesi ile altın yatırımı gücünü sürdürecektir.”
“2007'DE TÜRKİYE'DE REKOR SEVİYEDE TALEP YAŞANDI”
Dünya Altın Konseyi Türkiye Genel Müdürü Murat Akman da, 2007 yılında Türkiye'de rekor seviyede bir talep yaşandığı ve talebin 2006 yılına oranla yüzde 14 artarak 188 tona ulaştığını kaydetti.
Akman, “Türkiye'de altın piyasalarında 2001 yılından bu yana sürmekte olan hızlı gelişme, 2006 yılında altın fiyatlarındaki hızlı artış ve değişkenlikler sonucunda geçirdiği duraksamayı takiben, 2007 yılında altın fiyatlarının dengelenmesi ve fiyat hareketliliğinin azalması sonucunda, sadece 2006 yılındaki performansı değil 2005 yılındaki toplam piyasa büyüklüğünü de beklediğimiz gibi aşmış ve yeni bir rekor kırmıştır” dedi.
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #3 : Şubat 19, 2008, 06:48:39 ÖS » |
|
Dev şirketler arasında 2 Türk şirketi İSTANBUL(ANKA) - Dünyanın 250 dev şirketi arasında Türkiye'den de Arçelik ve Vestel yer aldı. Deloitte'un, “Tüketici Ürünleri Sektörünün Küresel Güçleri” raporunda, bu sektördeki gelişmeleri değerlendirdi. Rapor, 2006 yılına ait verilere dayanarak hazırlandı Sektörün en büyük 250 şirketinin bir önceki yıla göre yüzde 8.4 büyüme sağladıkları ve toplam satışlarda 2.65 trilyon doları geçtiklerine dikkat çekilen raporda, sektörün en büyük 250 şirketi listesinde Türkiye'den Arçelik ve Vestel de yer aldı.
Rapora göre, sektörde en büyük satış hacmi elde edenler gıda, içecek ve tütün şirketleri ile elektronik şirketleri oldu. Sektörün en büyük 250 şirketi listesinde ilk sırayı 101 milyar 407 milyon dolarlık net satışla Altria Grubu, ikinci sırayı 91 milyar 658 milyon dolarlık net satış rakamıyla Hewlett – Packard, üçüncü sırayı ise 90 milyar 551 milyon dolarlık net satışı ile Samsung Electronics aldı. Bu üç şirketi 78 milyar 625 milyon dolarla Nestle, 77 milyar 966 milyon dolar ile Matsushita ve 76 milyar 476 milyon dolar ile Procter & Gamble izledi.
Listede birinci sırada yer alan Altria Grubu geçen yıl Kraft Foods şirketini satmıştı ve bu yıl da Philip Morris şirketini satarak tütün işinden çıkmayı planlıyor. Bu nedenle, Grubun önümüzdeki yıllarda birinciliğini koruması beklenmiyor.
-ARÇELİK VE VESTEL 250 DEV ARASINDA-
Sektörün en büyük 250 şirketi listesinde Türkiye'den Arçelik 4 milyar 885 milyon dolar ile 127'nci olurken, Vestel de 3 milyar 672 milyon dolar ile 162'nci sırada yer aldı. 250 firmalık genel sıralamanın yanı sıra rapor içerisinde yapılan farklı sıralamalarda da Arçelik ve Vestel'in önemli başarılar gösterdiğine dikkat çekildi. Afrika/Orta Doğu bölgesinde tüketim ürünleri firmaları arasında Arçelik en büyük ikinci, Vestel ise en büyük üçüncü firma olarak yer aldı. Arçelik, dünyanın en büyük 10 beyaz eşya ve elektrikli küçük ev aletleri firması arasında ise altıncı sırada yer aldı. Bu listede birinci sırada Sanyo yer alırken, Sanyo'yu Whirlpool, Electrolux, BSH ve Steinhoff International takip etti. Vestel ise en hızlı büyüyen 50 tüketim ürünleri firması arasında 32'nci sırada yer aldı.
-KOŞULLAR DEV ŞİRKETLERİN CİROLARINI ZORLUYOR-
Deloitte raporunda, sektörde en fazla ağırlığın gıda, içecek ve tütün alanında çalışan şirketlerde olduğu, bunları elektronik üreticilerinin izlediğine dikkat çekilerek, sektördeki yeni trendlerin birçok şirketi zorladığı vurgulandı. Raporda, zorlaşan koşullar bazı dev grupların bile cirolarında gerilemeye yol açtığının kaydedildi.
-EV BAKIM ÜRÜNLERİ VE DEKORASYONDA YÜKSEK KAR-
Geçtiğimiz yıl hazır giyim/moda, tüketici elektroniği ve eğlence ürünleri sektöründe yüksek oranda büyüme görüldüğünü vurgulayan Süel, sadece lastik ürünleri sektöründe ortalama net karlılık negatif değer alırken en yüksek kar oranının ev bakım ürünleri ve ev dekorasyon ürünlerinde görüldüğünü kaydetti. “Tüketici Ürünleri Sektörünün Küresel Güçleri” raporunda perakende sektörünün son yıllarda artan gücüne de dikkat çekilerek, perakendede son yıllarda yaşanan birleşme ve satın almalar, bu sektördeki kuruluşlarını güçlendirdiğine belirtildi. Raporda, tüketici ürünleri sektöründe de perakendeye paralel bir konsolidasyon süreci yaşandığının vurgulandı.
-GELENEKSEL PAZARLAMADA VERİMLİLİK DÜŞÜŞÜ-
Deloitte Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Sorumlu Ortağı ve Tüketim Endüstri Lideri Uğur Süel, tüketici ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmaların yaşadıkları en büyük zorluklar arasında; market markaları (private label) ile yaşanan rekabet, hammadde fiyatlarındaki artış, yeni ürün geliştirmeden elde edilen geri dönüşün düşük olması, geleneksel pazarlama programlarının verimliliğinin düşüşü olarak gösterilebileceğini kaydetti.
-PERAKENDE SEKTÖRÜ GÜÇÜNÜ GÖSTERİYOR-
Süel, rapora göre her ne kadar satışlar toplamda yüzde 8.4 büyümüş olsa da firmaların yüzde 16'sının satışları düşüş gösterdiğine dikkat çekerek, “Bu durum söz konusu zorluklara ve rekabete karşı önlem alan firmaların hem büyüyen pastadan daha fazla pay aldıklarını hem de rakiplerinin pazar paylarını kaptıklarını göstermektedir” değerlendirmesi yaptı. Gerekli hazırlıkları yapmayan ve rekabette geri kalan firmaların ise hızlı tüketim sektöründe yaşanan konsolidasyona (satın alımlar ve birleşmeler) en yakın adaylar olduklarına işaret eden Süel, son yıllarda perakende sektöründe yaşanan konsolidasyon, az sayıda çok büyük perakende firmasının sektörde yer almasıyla sonuçlandığını, bu eğilimin hızlı tüketim ürünleri sunan şirketlerin konsolide olmasıyla sonuçlanması öngörüsünde bulundu. Süel, Amerika ve Avrupa kökenli firmaların gelirlerde artış sağlamak için Türkiye'nin de içinde bulunduğu perakende sektörünün ivme kazandığı gelişmekte olan pazarlara yöneldiğine dikkat çekti. Süel, bu durum tüketici ürünlerinde yer alan Türk firmalarının hem Türkiye pazarında hem de birçoğunun hedeflediği uluslararası pazarlarda yoğun rekabetle karşı karşıya kalacağı değerlendirmesi yaptı.
Süel, ilk 250 firma arasında en büyük grubu oluşturan Yiyecek, İçecek ve Tütün Ürünleri sektörü yüzde 5.6 ile en düşük büyüme sergileyen sektör olduğunu; tüketicilerin ya sadece ihtiyaçları olan ürünleri satın aldığını ya da kendileri için fark yaratan ürünlere yöneldiğini ifade etti.
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #4 : Mayıs 22, 2008, 11:01:05 ÖÖ » |
|
Piyasalardaki düşüşün başlıca nedenleri
Piramit Menkul Değerler Araştırma Sorumlusu Belgin Maviş tarafından hazırlanan “Gün İçi Piyasa Yorumu’nda piyasalardaki düşüşün başlıca nedenleri tek tek belirtildi.
Maviş, bunun yanı sıra yatırımcılara önemli tavsiyelerde bulundu.
İşte düşüşün nedenleri ve uzman tavsiyeleri;
1- Petrol fiyatlarındaki tüm zamanların rekorlarının ard arda hızla kırılması ve OPEC’in petrol üretimini artırmaya yanaşmaması,
2- Kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına olan güvenin son virüs olayı sonrasında daha da sarsılması,
3- ANG’nin beklenenden daha yüksek sermaye artırımına gidebileceği endişesi,
4- Altın fiyatlarının da petrolle yarışması,
5- İçerde siyasi belirsizliğin devam etmesi,
6- SSK prim affı ile ilgili kamuoyunda oluşan olumsuzluklar ve bu konuda IMF’den gelen açıklamalar,
7- TCMB Başkanı’nın istifa ettiği yönündeki spekülasyonlar,
8- Artan petrol fiyatları ile paralel artan cari açık,
9- Enflasyonist baskıların tüm sektörlerde kendini ciddi anlamda hissettirmesi,
10- Faizlerdeki artışa paralel olarak yatırımların durması hızla tasarrufa gitme eğilimi,
11- Açıklanan FED tutanaklarındaki iki önemli nokta;
a) Büyüme yavaşlayacak b) Faiz indirimi yapmayacak
12- UBS’in yapacağı sermaye artırımının beklenenden daha fazla olabileceği ve bu konuda piyasaların aklındaki soru şu: “Bilmediğimiz başka bir konumu var, neden bu kadar fazla sermaye artıracak?”
Tüm bu olumsuzluklar borsalara satış yönünde yansımaya devam edecektir.
Bu süreçte sermaye artırımı ve temettü verecek olan hisseler öne çıkacak olup, orta vadede bunlarda yeni pozisyonlar açılabilir.
Ancak yine acele etmemek geri çekilmelerde endeksin 38500 seviyelerine gelme durumunda yeni pozisyonlar açmak ve genel trendi izlemek doğru strateji olabilir.”
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #5 : Ekim 03, 2008, 08:40:43 ÖS » |
|
KURTARMA PAKETİ KABUL EDİLDİ ABD Temsilciler Meclisi'nde oylanan 850 milyar dolarlık destek paketi 171 hayır oyuna karşılık 263 evet oyuyla kabul edildi
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #6 : Ekim 05, 2008, 01:06:31 ÖS » |
|
FT`nin korkutan Türkiye analizi 'Türkiye’nin küresel finansal krize karşı bağışıklığı yok'
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, “Türkiye krizden etkilenmez” görüşlerinin aksine “Türkiye’nin, küresel finansal kargaşaya karşı bağışıklığı yok” dedi. Gazeteye göre özelleştirme iptalleri cari açık tehlikesini büyütecek.
Financial Times gazetesi, bayramın ardından yaşanan borsa düşüşleri ve liranın değer kaybına dikkat çekerek, “Türkiye, diğer yükselen piyasalar gibi küresel finansal kargaşaya karşı bağışıklı olmaktan uzak” değerlendirmesinde bulundu.
Ekonomi gazetesi Financial Times, özelleştirme programının piyasalardaki olumsuz gelişmelere “kurban” gideceği gibi göründüğünü belirterek, bunun da cari açığı finansmanı açısından yaratacağı sorunlara dikkat çekti. Gazete, Ankara kaynaklı Delphine Strauss imzalı haberinde bayramın ardından Cuma günü yeniden açılan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın küresel finansal krizdeki son gelişmeler karşısında yüzde 4.2 düştüğünü kaydetti. Financial Times, bu düşüşün de, üç haftanın en büyük gerileme olduğuna ve bir haftalık kaybı yüzde 5.5’e çıkarttığına işaret etti.
Türk politikacılarının yatırımcıların sinirlerini yatıştırmak amacıyla ülkenin bankacılık sisteminin artık krizlere daha dirençli olduğunu söylediklerini vurgulayan gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın açıklamalarına da dikkat çekti.
Cari açığa baskı
Ancak borsa düşüşlerinin yanısıra tahvil faizlerinin yükseldiğine, Türk lirasının ise dolara karşı son beş ayın en düşük düzeyine indiğine işaret edilen yazıda “Türkiye, diğer yükselen piyasalar gibi küresel finansal kargaşaya karşı bağışıklı olmaktan uzak” yorumu yapıldı. Gazete şunları yazdı: “Özellikle hükümetin özelleştirme programını sürdürme planlarının, piyasalardaki pata durumuna kurban gideceği görülüyor. Bu da, ülkenin şişmiş cari açığının finansmanı açısından daha çok baskı oluşturur.”
Financial Times, haberinde ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu ortamın Halkbank’ın özelleştirmesi ve halka satılması için uygun olmadığı yolundaki değerlendirmesinin ardından Türk bankalarının değer kaybettiğini ifade etti.
Halkbank hisselerinin değerinin de yüzde 6.1 düzeyinde düştüğünü hatırlatan gazete, Erdoğan’ın, Ziraat Bankası’nın satılmasının düşünülmediğini söylediğine de vurgu yaptı. alıntı
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #7 : Ekim 11, 2008, 07:27:23 ÖS » |
|
Finans krizine karşı en büyük adım!!! ABD Hazine Bakanı Henry Paulson, ülkeyi ve dünyayı sarsan finans krizine karşı yeni ve büyük bir adım olarak devletin, banka ve finans şirketlerinin hisselerinin bir bölümünü satın alarak, bunlara ´´sermaye enjekte edeceğini´´ açıkladı.
Paulson, düzenlenen basın toplantısında, ´´Bu, daha önce hiç görmediğimiz bir durum. Bu adımı, en kısa sürede ve en etkili şekilde atacağız´´ dedi.
Hazine Bakanı´nın açıkladığı bu planla, ABD´de kredi akışının hemen hemen durduğu ve daha önce alınan tedbirlerin borsadaki kayıpları engelleyemediği bir ortamda devletin, birbirinden farklı özellikleri bulunan çok sayıdaki banka ve diğer finans kuruluşlarından hisse satın alması ve böylece sıkıntıdaki bu kuruluşlara para aktarılması öngörülüyor.
Bankalardan alınacak hisselerin azınlık hissesi düzeyinde kalacağı ve dolayısıyla devletin, bu kuruluşları yönetmesinin söz konusu olmayacağı belirtildi.
Bu önlem, ABD´de bir hafta önce yürürlüğe gören 700 milyar dolarlık finans sektörünü kurtarma paketine ilave olarak geliyor. 700 milyar dolarlık paket, borsalardaki kanamayı durduramamıştı. Finans sektörüne yönelik bu tedbirlerle birlikte, piyasada kredi akışının yeniden sağlanması ve böylece hem şirketlerin hem de vatandaşların sistemde para olmamasından kaynaklanan sorununun çözülmesi hedefleniyor.
ABD, bu önleme, 1929´da başlayan ve 10 yıla yakın süren ´´Büyük Depresyon´´ döneminden bu yana ilk defa başvuruyor.
Bazı uzmanlar, devletin bankalardan hisse satın alacak olmasını ´´kısmı millileştirme´´ olarak adlandırıyor.
Hafta içinde İngiltere de, sıkıntıdaki bankalarının bazı hisselerini satın alma yoluna gitmişti.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 11, 2008, 08:28:57 ÖS Gönderen: 1c@n »
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #8 : Ekim 19, 2008, 09:10:04 ÖS » |
|
Yaşanan sert düşüşle “Piyasalar dibi gördü mü?” tartışmaları yeniden alevlendi
1929’dan bu yana yaşanan en büyük krizde dünyanın barometresi Wall Street. On trilyonlarca dolarlık dünya borsalarının yönünü ABD borsalarındaki iniş ve çıkışlar tayin ediyor. Wall Street düşerse tüm borsalar düşüyor, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan ülke para birimleri değer kaybediyor... Tersi olursa, tüm dünya benzer şekilde olumlu etkileniyor.
Hal böyle olunca, tüm dünyada cevabı aranan en kritik soru şu: Wall Street dibi gördü mü?
Bu konudaki farklı teorileri aktarmadan önce, Wall Street’in bir fotoğrafını çekelim: En büyük 30 ABD şirketinin yer aldığı Dow Jones Endeksi geçen yıl 11 Ekim’de tarihinin en yüksek noktası olan 14 bin 198 puana çıkmıştı. Dow Jones geçen haftayı 8 bin 852 puandan kapattı. 1 yıl önceki zirveye göre düşüş yüzde 37.7. Endeks 10 Ekim 2008’de son 12 ayın en düşük noktası olan 7 bin 882 puanı gördü. Zirve ile dip arasındaki fark tam yüzde 44.5.
Bu dramatik düşüşten şirket bazında da birkaç örnek verelim: General Motors dünyanın en büyük otomobil şirketi. Yılda 10 milyona yakın araç üretiyor. Şirketin hisseleri geçen yıl 18 Ekim’de 40.1 dolardı. Cuma günü kapanış fiyatı ise 6.43 dolar. Detroit devinin piyasa değeri 23.3 milyar dolardan 3.7 milyar dolara inmiş durumda.
Citibank, son 12 aydaki zirve noktası olan 44.4 dolardan Cuma günü 14.9 dolar geriledi. Piyasa değeri ise 241 milyar dolardan 81 milyar dolara indi.
Bir zamanlar Wall Street’in Rolls Royce’u diye bilinen Goldman Sachs hisseleri 250.7 dolardan 114 dolara düştü. Piyasa değeri de 119 milyar dolardan 54 milyar dolara...
Son yılların en gözde şirketi Google, internet sektörünün büyümeye devam etmesine rağmen yara alan şirketleri arasında... Hisseleri 724 dolardan 372 dolara düştü. Piyasa değeri de 111 milyar dolar düşüşle 117 milyar dolara geriledi.
Son örnek iPod ve iPhone ile dünyayı fetheden Apple’dan. Apple hisseleri 202 dolardan 97 dolara düştü. Şirket değeri ise 179 milyar dolardan 86 milyar dolara indi.
Yukarıdaki örnekler piyasanın genel ortalamasını yansıtıyor. Bunlardan daha ağır kayıplara uğrayan, hatta batan şirketler olduğu gibi, değer kayıpları yüzde 10-15’lerde kalan Wal-Mart gibi “defansif” hisse senetleri de var. Ama piyasadaki genel hava verdiğimiz örneklerle büyük ölçüde kesişiyor.
Şimdi gelelim “Piyasa dip yaptı mı?” tartışmasına: Dip daha görülmedi
Geçen hafta Wall Street Journal’da, bu hafta sonu ise The Economist dergisinde yayınlanan iki araştırmada, “dibin daha görülmediği yonünde sinyaller” var. Bu analizler yüzyılı aşkın geçmişi olan Wall Street’teki tarihsel trendlere göre yapılıyor. The Economist’teki yazıya göre Wall Street tarihinde üç kez yükselen piyasa trendi (boğa piyasası), 3 kez de alçalan piyasa trendi (ayı piyasası) etkili olmuş. Bir piyasanın ayı veya boğa haline gelmesi kısa vadeli hareketlerle değil, çok uzun vadeli ortalamalara göre hesaplanıyor.
Ayı piyasaları Wall Street’e 1901-1921, 1929-1949 ve 1965-1982 yılları arasında hakim olmuş. Boğalar ise 1921-1929, 1949-1965 ile 1982-2000 arasında rüzgar estirmiş. (Dikkat ederseniz ayı piyasaları iki kez 20, bir kez ise 17 yıl sürmüş. Boğa piyasaları nispeten daha kısa)
Son düşüşlerle birlikte teknik olarak yeniden ayı piyasasına girildi. Peki bu ne kadar sürecek? The Economist’in analizi çarpıcı bir cümleyle başlıyor: “1964 sonunda Dow Jones 30 Endeksi 874 puandı. 17 yıl aradan sonra, yüksek enflasyonlu uzun bir döneme rağmen endeks 1981’de hâlâ 875 puandı. Business Week o tarihlerde ünlü ”Hisse senetlerinin ölümü“ kapağını yapmıştı.”
Akıllara şu soru gelebilir “Bu nasıl ayı piyasası ki, bazı günler yüzde 8-9 gibi sert çıkışlar olabiliyor”. The Economist, geçen hafta 13 Ekim’deki 936 puanlık rekor yükselişi örnek göstererek şöyle diyor: “ABD hisse senedi piyasalarında tek günlük en sert iki yükseliş 1933 ve 1935’te yaşanmıştı. Her ikisi de büyük depresyon ve ayı piyasasının hakim olduğu yıllardaydı.” Yani bu sert dönüşlere pek de aldırmayın diyor saygın İngiliz ekonomi dergisi.
Bu sert hareketleri çizgi filmlerdeki abartılı sahnelere benzeten The Economist, 1972’de sert bir yükselişle 1.000 puana gelen Dow Jones’un 1974’te 616 puana düştüğünü, 1975’te tekrar sert bir yükselişle 852 puana çıktıktan sonra tam 6 yıl o seviyelerde gezindiğini yazıyor.
Dergiden ilginç bir gözlem daha: Merrill Lynch’in önde gelen fon yöneticileriyle yaptığı 15 Ekim tarihli araştırmaya göre, bu isimlerin yüzde 43’ü hisse senetlerinin gerçek değerinin altında olduğunu söylüyor. Bu son 10 yılın en yüksek seviyesi. Ama aynı fon yöneticilerinin yüzde 49’u, yönettikleri fonlarda normalin çok üzerinde nakit pozisyon tutuyor. Yani hisseler “ucuz” diyen yöneticiler hisse senedi satın almıyor.
Wall Street Journal’daki çalışma da analitik. Kısaca anlatalım: Profesör Robert Schiller farklı bir hesaplama yapmış. Halka açık şirketlerin son 10 yıldaki kârlarını enflasyondan arındırarak bir endeks oluşturmuş. Schiller’e göre, Dow Jones Endeksi daha önceki ayı piyasası dönemlerinin dip noktalarına çok uzak. Tarihi dip noktası neresi diye sorarsanız cevap biraz karamsar. 4.000-4.500 puan arası. Endeks halen 8 bin 852 puanda.
Hayır piyasa dip yaptı
Bu cephede dünyanın en çok saygı duyulan yatırımcısı var: Warren Buffett. Bu efsane yatırımcı son 32 yılda küçük bir tekstil şirketini 180 milyar dolarlık bir yatırım holdingi haline getirdi. Sahip olduğu portföy bu dönemde yılda ortalama yüzde 25 değer kazanarak, ABD borsalarının ortalamasından iki kat fazla getiri elde etti. S&P 500 endeksi 2008 başından bu yana yüzde 36 gerilerken, Buffett’ın yatırım holdingi Berkshire Hathaway sadece yüzde 15 geriledi.
Peki ne diyor Buffett: Hisse senedi satın alıyorum. Eğer fiyatlar bu seviyede kalmaya devam ederse, tüm portföyümü hisse senedine çevireceğim. Çok önemli bir cümlesi de şöyle Buffett’ın: “Kötü haberler bir yatırımcının en iyi dostudur. Çünkü bu sayede ABD’nin geleceğine ait bir dilimi piyasa fiyatının çok altında satın alabilirsiniz. Çoğunluk aç gözlü olmuşken korkmalısınız, çoğunluk korkuyorken tam tersine aç gözlü olmalısınız.”
Piyasadan gelen haberlere göre Buffett’ın yanı sıra Carl Icahn ve Kirk Kerkorian gibi servetlerini borsadan elde etmiş efsane yatırımcılar da hisse senedi toplamaya başladılar. bigpara dan alıntı
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #9 : Ekim 29, 2008, 07:21:12 ÖS » |
|
Bugünlerde kimi görsek tek bir soru ile karşılaşıyoruz: Dolar nereye kadar çıkacak? Bu zor soruya kaçamak gibi görünen ama üzerinde düşünüldüğünde anlamlı olduğu anlaşılacak bir cevap veriyoruz.
Haluk BÜRÜMCEKÇİ / REFERANS GAZETESİ
Bizce, doların bugünlerde nereye kadar çıkacağı değil, sular durulduğunda nereye kadar gerileyeceği önemli. Zira, temel göstergeler ve makro dengeler açısından hareketin geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu belirgin olarak fark edecektir. Böyle bir dönemde piyasa oyuncularının Merkez Bankası'ndan beklentileri çok çeşitli ve çok sayıda olacaktır. Rezervler eritilmemeli
Herkesin kafasının bir köşesinde Haziran 2006'da görülen agresif tedbirler (bir yandan YTL likiditesini kısarken, bir yandan da döviz satım ihaleleri ve müdahaleleriyle döviz likiditesine yardımcı olmak) ve sonrasında kurlarda görülen sert düşüş bulunmaktadır. Ancak kimsenin aklına Merkez Bankası'nın bu kez dövizde görülen yükselişe farklı bakıyor olabileceği gelmemektedir.
Elbette dışarıdan bakan kişiler olarak böyle farklı bir bakışın olduğunu kesin bir dille ifade edemeyiz. Ancak cuma günkü yazımızda da belirttiğimiz gibi, finansman akımlarında geçici olmayan uzun sürecek daralmalar ve bunun getireceği dövizde yeni bir denge noktası arayışı çok da temellerden kopuk bir hareket gibi görünmemektedir. Dolayısı ile bununla rezervleri eriterek mücadele etmek de anlamlı olmayacaktır. Dalgalanma sınırlanmalı
Zaten son dönemde görülen döviz mevduatlarından (DTH) yoğun satışın kurlar üzerinde etkisinin nihayetinde sınırlı kalması da bunu göstermektedir. Öncelik, likidite azalışı kaynaklı aşırı kur dalgalanmasını sınırlamaya ve böylece eğer böyle bir gerek varsa dövizdeki düzeltmenin intizamlı olmasını sağlamaya verilmelidir. Başka bir deyişle Merkez Bankası'nın görevi, döviz piyasasındaki likiditenin belirgin olarak azaldığı dönemleri yönetmek olmalıdır.
Dolayısı ile, geçen hafta Merkez Bankası'nın yaptığı, döviz piyasasında derinliğin kaybolmasına bağlı olarak sağlıksız fiyat oluşumları gözlenmesiyle bugünden itibaren döviz satım ihaleleri yoluyla döviz likiditesi sağlanmaya karar verildiği ve ihalelere rağmen likidite azalmasına bağlı olarak oluşacak spekülatif davranışlar sonucunda kurlarda aşırı dalgalanma gözlenmesi halinde Merkez Bankası'nın doğrudan döviz satım müdahalesinde bulunabileceği açıklaması, bu kapsamda değerlendirilmelidir. Düzeltme intizanlı olmalı
Sonuç olarak, cari denge görünümlerinden bağımsız olarak gelişmekte olan ülkelerden topyekün bir çıkış yaşanması, önemli olanın cari açığın sürdürülebilirliğinden çok finansman akımlarının sürdürülebilirliği olduğunu bir kere daha göstermiştir. Bu krizin en önemli farkı, finansman akımlarında en az iki yıllık bir süreç için geçici olmayan daralmalar getirmesi olacaktır.
Bu doğrultuda, öncelikle şirketler ve genel olarak ekonomiler küçülerek yeni bir denge noktasının bulunmasına yardımcı olacaktır. Dolayısı ile, ekonomik temellerden kopuk görünmeyen bu hareketle döviz rezervlerini eriterek mücadele etmek yerine, likidite kaynaklı aşırı kur dalgalanmasını sınırlamaya ve böylece dövizdeki düzeltmenin intizamlı olmasını sağlamaya öncelik verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #10 : Kasım 12, 2008, 08:04:26 ÖS » |
|
Rusya`da kur bombası patlamak üzere Rusya Merkez Bankası, ticari bankalar Mira Bank ve Econatsbank'ın bankacılık lisanslarının kaldırıldığını ve International Bank of Solidarity'in lisansının da iptal edildiğini açıkladı.
Matriks
Üç bankada mevduatı bulunan mudiler, Mevduat Sigorta Ajansı’na başvurarak paralarını geri alabilecekler. Rusya’da mevduatın 25 bin 610 dolara kadar kısmı yüzde 100 garanti altında.
Uzman Yorumu Özgür YURTDAŞSEVEN / Merkez Menkul
Rusya'da RTS endeksinde işlemler 13:05'e kadar durduruldu, kapatıldığı sırada endeksteki kayıp %12.5 seviyesindeydi.. Öte yandan Rusya hükümeti bugün bir kez daha %1'lik devalüasyon yaptı. Devlet kontrolündeki Ruble üzerindeki baskı giderek artıyor, her an 2001'de Türkiye'de olduğu gibi kur krizinin çıkabileceğini düşünüyoruz. Rusya'da tablo halen bu bölgede iş yapan Türk şirketler adına oldukça riskli...
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
mur@t
Admin
Paylaşımcı Üye
   
Rep Puanı: 157
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 701
bu hayat hep böylemi olur
|
 |
« Yanıtla #11 : Kasım 13, 2008, 08:17:27 ÖS » |
|
Borsacılar bu habere sevinecek Hisse senedindeki yüzde 10'luk stopajı yerli yatırımcı için de sıfırlayan Bakanlar Kurulu kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.
Yarın yürürlüğe girecek kararla, hisse senedi stopajında yerli-yabancı ayrımı kalktı. Buna göre, yerli yatırımcılar da yabancılar gibi sıfır stopaja tabi tutulacak.
Düzenlemeden menkul kıymetler yatırım ortaklıkları hisse senetleri hariç tutulurken, tam mükellef gerçek kişi ve kurumlar tarafından elde edilen diğer kazançlar için ise stopaj oranı yine yüzde 10 olarak uygulanacak.
|
|
|
|
|
Logged
|
Burada yazdıklarım kendi fikrimdir. kesinlikle AL-SAT-TUT tavsiyesi değildir “İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”
|
|
|
|